Logo Background RSS

» Eğitim

  • Üniversitede, sınıflarımızda gözetmensiz sınav yapılabilir mi?
    By Ramazan Yılmaz on Mayıs 14th, 2010 | No Comments Comments

    Sadece üniversitelerimizde değil, ilköğretim ve ortaöğretimde de kopya çekme davranışının engellenebileceğini fakat bunun gerçekleştirilebilmesi için çok uzun bir zaman gerektiğini düşünüyorum. Kopya çekme davranışını engellemenin en temel yolu eğitim sistemimizi değiştirmekten geçmektedir. . Bizler eğitim-öğretim yolu ile davranışlar kazandırılması istenen denekler haline dönüşmüş insanlarız. Hatta eğitim-öğretim olarak geçmesine rağmen bunu bile tam olarak gerçekleştirememiş, sadece öğretim yolu ile davranışlar kazandırmayı amaçlar hale gelmişiz. Gerçi bu konuda da ne kadar başarılı olduğumuz tartışılır.

    Öğrencilerin kopya çekme davranışlarını engellemeden önce bu öğrencilerin neden kopya çekme davranışı sergiledikleri araştırılması gerekmez mi? Bizleri birer robot olarak gören ve davranış kazandırmayı sadece öğretim yolu ile gerçekleştirmeye çalışan(onu bile tam anlamı ile başaramayan)  eğitim sisteminin ya da eğitimcilerin bu konuda hiç suçları yok mu acaba? Öğrenciler üniversitelerde dersi geçmeyi amaçladıklarını söylediklerinde öğretim görevlilerinin tepkileri ile karşılaşırlar. Peki, verilen eğitimler bizi ne derecede amaca ulaştırıyor, bu sorgulanıyor mu?

    Sınavlarda kopya çekme davranışlarının üniversitelerde ortaya çıkan bir sorun olmadığını düşünüyorum.  Bu sorun çok az düzeyde de olsa ilkokulda başlayıp özellikle lise seviyesinde yoğunlaşan istenmedik bir davranıştır. Özellikle de eski sınıflandırmaya göre ortaokul ve lise bu alışkanlığın kazanılmasında kritik bir eğitim dönemi olma özelliğine sahiptir. O halde kopya çekme davranışını üniversitede engellemek için, önceki kademelerde de bu anlayışın yok olması gerekmektedir.

    Şimdi sorumuzun asıl yanıt kısmını oluşturacak olan konuya gelelim. Madem ki bu davranış engellenebilir bir davranış, o halde bunu nasıl başarabiliriz? Tüm rezilliklerini aldığımız ama bir türlü olumlu yanlarını alıp, toplumumuza uyduramadığımız Avrupa ülkeleri ya da Amerika bunu nasıl engellemektedir?Aslında bunun cevabı kısa,açık ve net. Eğitimle… Bizde de var eğitim, eğitim-öğretim diye geçiyor her yerde biz niye engelleyemiyoruz? Bizde olan yukarıda da açıkladığım gibi sadece ama sadece öğretim, Öğrenciye bilgi yükle o da bunu sınavlarda performansa dönüştürmeye çalışsın. Tamam performansa dönüştürsün ama o esnada da öğrencide olması gereken bazı ahlaki davranışlar yok mu? Ne yazık ki birçoğunda yok. Çünkü bu davranışlarının kazandırılmasını önemsemiyor, onlara ayrılacak olan vakitleri matematik vb. derslerin işlenmesine ayırıyoruz.

    Amerika’da kopya çekme davranışı üzerine internette yazılan bir yazıdan kısaca alıntı:

    “Amerikalılar, ders zamanı veya iş zamani, işlerini en güzel şekilde yapıyorlar. Nasıl yapsam da kaytarsam, nasıl etsem de işimi kısa kessem gibi bir düşünceleri yok. Herkes iş saatinde işini en mükemmel şekilde yapmaya çalışıyor. Kapıcısından veya çöpçüsünden, en tepedeki yöneticisine, profesörüne, iş adamına kadar çok sağlam bir iş disiplinine sahipler.

    Öğrencilerin büyük çoğunluğu da ders zamanı derslerine büyük bir azimle çalışıyor. Kopya çekeyim, şuradan buradan geçireyim, kısa yoldan dersi geceyim derdinde değiller. ABD’deki üniversite öğrencilerinin büyük çoğunluğu için kopya çekmek çok büyük bir ayıp olarak algılanıyor. Öğrenci kopya çekmeyi bir zillet olarak görüyor. Sınav sırasında gözetmen, kahve almak için kafeteryaya gitse bile öğrenciler kendi kendilerine sınav sorularını yapmaya devam ediyorlar. Eğer kopya çekmeye teşebbüs eden birisi olursa, çok ağır bir disiplin cezasına çarptırılıyor. Hem kopya çeken hem de kopyayı veren için suç teşkil ediyor. Suçu siciline işleniyor. İleride iş ararken, başka bir okula başvururken veya kariyerinden basamak atlarken ona çok büyük bir engel oluşturuyor.”

    Bu yazıda da belirtildiği gibi evet bir takım cezalar, hatta çok ağır cezalar var ama işin özü öğrencilerin bu davranışı ayıp, ahlaksızlık olarak görmelerinde. Bizim kaçımız bu davranışı böyle görüyoruz ki? Ya da bazılarımız söyler çok ayıp bir davranış diye, hatta öğretmenler genelde ahlaksızlıktır vb. öğütlerde bulunurlar sanki kendileri kopya çekmemiş gibi. Ben de şuan ahlaksızlık olduğunu söylüyorum, ama ben de zamanında kopya çektim. Öğretmenlerimizden, öğretim görevlilerinden bir farkım yok. Ben zaten onları da suçlamıyorum aslında. Onlar da bizim gibi aynı eğitim sisteminin ürünü, çıktıları.

    Sonuç olarak üniversitede kopya çekme davranışı evet engellenebilir, ama eğitim siteminde köklü değişiklikler yapılarak. Ayrıca bu uzun bir süreçtir ve ne yazık ki şuan bu sistemin içerisinde yetişmiş öğrencilerde bu davranışı engellemenin imkânı yoktur. Kısa vadede, ilköğretimden itibaren eğitim verilmemiş ve kopya çekme davranışı sergilemiş bireylerin, üniversitede aynı davranışı sergilemesini beklememenin saçma, mantıksız bir düşünce olduğunu düşünüyorum. Kısa vade hedefi olarak değil de, uzun vadede kazanılması gereken bir davranış olarak düşünecek olursak, eğitim sistemimizin öğrencileri ahlaki vb. kazanımlar kazandıran eğitim sistemine dönüşmesini sağlayabilirsek kopya çekme davranışı engellenebilir.

  • Felsefeciler ya da Sosyologlar Neden Rehber Öğretmen Olamazlar?
    By admin on Mart 29th, 2010 | No Comments Comments

    Geçtiğimiz günlerde MEB tarafından alınan bir karar yeni bir tartışmanın da önünü açmış oldu. MEB’in almış olduğu karara göre felsefe ve sosyoloji mezunu arkadaşlarımız dersanelerde rehber öğretmen olarak çalışabilmektedir. Bu duruma gerekçe olarak da yeterkş sayıda pdr mezununun bulunmaması ve dersanelerdeki rehber öğretmen açığı olaraqk gösterilmektedir.

    Bugün bu konu hakkında tartışmalardan birine sosyal paylaşım sitesi facebookda ben de dahil oldum. Bir sosyoloji mezunu arkadaşımız neden biz de rehberlik yapamıyoruz diye soru sormu ve bunu mantıkla açıklamaya çalışmıştır.Arkadaşımızın yazısı değiştirmeden şu şekildedir.

    “Arkadaşlar hangi pdr ya da psikoloji mezunu dersanede çalışıyor? ben şuan sadece bir tane tanıyorm. o da dersanede müdür. ve çevremde hiç işsiz kalan pdr yada psikoloji mezunu yok. ben sosyoloji mezunuyum o derslerin bir kısmını gördüm, sertifika alıpta dersanede rehberlik yapmamda ne sakınca var yani kaldıramadğnz şey nedir? siz başvursanız sizi alırlar ama siz dersanelere başvurmuyosunuz ki… olay bundan ibaret bence gereksz yere üzülmeyin!”

    Evet Benim de bu yazıya karşılık arkadaşımıza vermiş olduğum cevap şu şekildedir:
    “Aslı arkadaşım sana da merhaba.O derslerin bir kısmını gördüm demişsin ve bunun sonucunda kursa giderek bizimle aynı işi yapabileceğini dile getirmişsin. Senin düşündüğün açıdan olayı ele alıcak olursak hepimizi türkçe tarih öğretmeni,matematik öğretmeni olması gerekirdi.15 yıldan beri alıyoruz çünkü dersleri. Kaldıramadığımız değil de tepki göstermemiz gereken bir durum var ortada arkadaşlarımız da bu tepkilerinidile getiriyorlar.

    “Rehberlik hizmetleri sadece 3-5 etkinlik yaparak gerçekleştirilebilecek bir şey değildir. rehberlik çalışmalarını yaparken psikolojiden ve psikolojik danışma ilkelerinden de faydalanmak gerekir. Nitekim bireylerle çalışıyoruz. Makine veya başka birşeylere değil. Bireyleri anlama, tanıma, onların kendilerini tanımasını sağlama amacıyla rehberliğin yanında psikolojik danışma da kullanılmalıdır. Sertifika ile bu görevi yerine getirmeye çalışan arkadaşların dersanelere gelen öğrencileri psikolojik danışma vb.hizmtelerden mahrum bırakma hakları olduğunu düşünmüyorum.Eğer sadece rehberlik ile ulaşılması istenen hedefe ulaşılabilseydi zaten bölümümüzün adı psikolojik danışmanlık ve rehberlik olmazdı. ikisi de bir bütündür ve birbirlerinden ayrılamazlar.Dersanelerde farklı alanlardan mezun olan arkadaşlarımızın yaptıkları ne yazık ki sadece sınav üzerine yoğunlaşmaktadır.Adete bir snav rehberliği niteliğindedir. Oysali bireylerin farklı ihtiyaçları olacağı unutulmamlı ve sizin gibi düşünenlerin bu durumu gerçekten mantık çerçevesinde değerlendirmesini istiyorum.Saygılarımla”

    Yazımın gayet açık ve net olduğunu düşünüyorum. Ama bir kez daha neden pdr mezunları harici kişilerin bu işi yapamayacaklarını dile getirmek istiyorum.

    Öncelikle şunu unutmayalaım ki rehberlik hizmetleri ve psikolojik danışma hizmetleri bir bütünün parçasıdır.Ayrı ayrı hizmet olarak ele alınmamalıdır.Çeşitli kurslarla rehberlik hizmetlerini yapmaya çalışan kişiler psikolojiden faydalanmadan bu işi yapmaları imkansızdır.

    Ayrıca durum sadece psikoloji dersi almakla ibaret değildir. Psikologlar da psikoloji vb. dersleri alıyorlar, onlar neden yapamıyorlar diye bir soru sorabilirsiniz. Aslında olay bu bölümleri iyi bilenler için gayet açık ve nettir. Psikoloji mezunu arkadaşlarımız eğitim hayatları boyunca genelde klinik psikoloji üzerine yoğunlaşmışlardır ve bunun üzerine eğitim almaktadırlar. Kısa açıklayacak olursak herhangi bir olumsuz durumda bireylerin kendilerini iyi hissetmeleri sağlama amacındadırlar. Unutulmamalı ki sorun odaklı psikolojik danışma anlayışı çok eskilerde kalmıştır. Artık bireylerin herhangi bir sorunla karşışaimamarı, sorunları önleyici anlayış hayata geçmiştir. Sorun olmadan önce soruna seben olan nedenleri ortadan kaldırarak sağlıklı bir birey olması amaçlanmalıdır. Dolayısı ile rehberlik hizmetleri ve psikolojik danışma hizmetlerinin ayrılamaz bir bütün olduğu olgusu bu noktada ortaya çıkmaktadır ve önemi gayet aşikardır.

    MEB’,in dersanelerin baskısı sonucu böyle bir karara imza atmıştır. Peki dersanaler neden böyle bir şey istemektedir.? Aslında bunun açıklaması oldukça basit. Ne yazık ki ülkemiz koşullarında çalışma olasılıkları çok düşük olan felsefe ve sosyoloji mezunu arkadaşlarımızı bu durumu fırsat bilerek çok çok çok ucuza çalıştırmak istemektedirler.Verilen ücretler öylesine komik ki…Ama açlıktan intihar vakalarının arttığı günümüzde insanlar geçinmek ,çin bu komik ücretleri kabul etmek zorunda kalıyorlar. Dersaneciler bir pdr mezununun asla ama asla bu ücrete çalıştıramıyacaklarını biliyorlar ve bunun için böyle bir baskı uygulamışlardır. Dersanlerde pdr ciler çalışmak istemiyor diye bir yargı var. Evet bu gerçekten de doğrudur. Ama bu durumun sebeplerine bakmak gerekir. İnsan hakları sözleşmesine uygun koşullarda bir ortam sağlandığı takdirde pdr mezunu arkadaşlarımız da dersanalerde çalışmak isteyecektir.

    Sonuç olarak neden felsefe ve sosyoloji mezunlarının rehber öğretmen olarak çalışmamaları gerektiğini açıklamış olduğumu düşünüyorum. Her türlü yoruma açığım. Saygılarımla….

  • MEB ‘in Rehberlik Sertifikası Saçmalığı
    By admin on Mart 29th, 2010 | 8 Comments8 Yorum Comments

    Merhaba Arkadaşlar,

    Yaklaşık bir kaç gün önce MEB tarafından Psikolojik Danışma ve Rehberlik alanına ilişkin önemli bir karar alınmıştır. Geçmiş dönemde yapılan “Rehberlik Sertifikası” kurslarının yeniden açılmasına karar verilmiştir.Karara ilişkin dökümana BURAYA TIKLAYARAK ulaşabilirsiniz. Böylelikle alan dışından kişiler sadece bu kurslara katılarak “Özel Dersanelerde Rehber Öğretmen” olarak çalışabilecektir. Bu durumun ne kadar olumsuz sonuçlara yol açtığı ve bu kurslara katılanların genellikle sertifikalarını kiraladıklarını bilmekle beraber henüz Türk PDR DERNEği’nden bir tepki gösterilmemiştir.

    Her ne kadar Türk PDR Derneği’nden henüz bir tepki gelmemiş olsada geleceğin psikolojik danışmanları olarak bizlere de görev düştüğünün bilincindeyiz. Bugüne kadar alanımıza bireysel olarak pek katkıda bulunmamış olabiliriz ama bu olaydan sonra hepimizin daha duyarlı olması gerektiğini ve tepkimizi göstermemiz gerektiğini düşünüyorum. Uludağ Üniversitesi PDR Topluluğu Başkanlığı sıfatımı bir tarafa koyarak sizlerden ricam toplu olarak tepkimizi göstermemiz ve sesimizi duyurmamızdır. Bu konuda yapılacak çalışmalarda yardımlarınızı bekliyorum. En kısa zaman içinde tüm sınıflarımızın katılımının sağlanacağı bir toplantı gerçekleştirmeyi planlamaktayım. Katılmanızı rica ederim.

    BİZİM OLANA SAHİP ÇIKALIM!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

    Saygılarımla

    Ramazan YILMAZ

  • Bu kadarı da fazla ama….
    By Ramazan Yılmaz on Mart 11th, 2010 | No Comments Comments

    Merhaba arkadaşlar,

    Uzun bir aradan sonra yine sizlerleyim.Ama bugün çok da iyi olduğumu söyleyemem. Hepimizin bildiği gibi ülkemizde eğitim sistemi saçmalıkları her geçen gün artmaktadır. Bunlardan bir tanesini de alandışı çalışmalar oluşturmaktadır.

    Geçen gün internette dolaşırken çok ama çok ilginç bir yazı ile karşılaştım ve bana yazımın başlığını oluşturan “Bu kadarı da fazla ama” sözünü dedirtti.Bildiğiniz gibi ben psikolojik danışmanlık ve rehberlik bölümü okuyorum. Dolayısı ile çalışma alanlarımızın ve sorumluluklarımızın oldukça bilincindeyim. Ama her fırsatta bizim alanımızı işgal etmek isteyen kişiler mevcut. Psikologlar, sosyolaglar, felsefeciler, insan kaynakları mezunları vb. Bu yazımda aslında bununla ilgili…

    Hepimizi biliriz memurlar.net i. Sık sık takip ettiğim bir sitedir. Geçenlerde yine takip ederken felsefe mezunu birinin şu şekilde bir  yazı yazdığına şahit oldum. Yazıyı aynen veriyorum:

    BAŞBAKANLIK MAKAMINA

    ANKARA

    …………..Üniversitesi ……………..Fakültesi ……………..Bölümü’nden ……. Yılında mezun oldum. Öğretmen adayıyım.

    Hükümetin 2008 yılı programında “eğitimde etkin bir şekilde yönlendirme hizmeti kurulacaktır. Bu doğrultuda. İlköğretimin özellikle 6-8. sınıflarında meslekleri uygulamada tanımaya yönelik bir rehberlik ve yönlendirme sistemi kurularak, yatkın olan öğrencilerin mesleki eğitime devam etmeleri teşvik edilecektir. Rehber öğretmen açığının kapatılması için YÖK ile işbirliği içerisinde üniversitelerin rehber öğretmen yetiştirmeye yönelik öğrenci kontenjanları artırılacak ve mezunların istihdam edilmeleri sağlanacaktır.” denilmektedir. İlköğretim kurumlarında uygulanmaya başlanan sistemin sağlıklı işleyebilmesi için rehberliğe önem verilmesi gerektiğinin bilincindeyiz. Çünkü öğrencilerin her yılın sonunda girecekleri sınavlardan alacakları puanların yanı sıra, okuldan alacakları puan da onların kaderini %30 gibi büyük bir oranda belirlemektedir. Bu değerlendirmenin sağlıklı ve objektif yapılabilmesi için okullarda rehberlik birimlerine büyük görev düşmektedir. Ama raporda da belirtildiği üzere bu alanda yeterli sayıda mezun yoktur. Düşünülen çözüm yani üniversitelerin rehber öğretmen yetiştiren bölümlerinin kontenjanlarının arttırılmasıdır. Ama görüldüğü üzere bu çok uzun vadede netice vericek bir yoldur. Çünkü kontenjanların 2008 haziranında arttırıldığını düşünsek bile öğrencilerin mezun olması en iyi ihtimalle 2012 yılında olacaktır. Bu da ilköğretim sistemimizde düşünülen köklü değişimin sekteye uğraması anlamına gelmektedir.

    Oysaki biz felsefe mezunları yıllardır özel öğretim kurumlarında çalışmaktayız. Adımıza MEB hizmet içi eğitimler ile kurumlarda kaim rehhber öğretmendir ibaresi eklemiştir. Bu kurumların rehberlik birimlerini en iyi şekilde yürütmekte, ilköğretim ve ortaöğretim düzeyinde yönlendirme yapmaktayız.Tek eksiğimiz psikolojik danışmadır ancak onu da RAM lar yapmaktadır.Bu konuda özel okul ve dersanelerdeki başarılarımız referansımızdır. Amacımız:Kaimlik ibaresinin resmi okullarda da çalışmamız için yeniden düzenlenerek donanımımızı devlet okullarında öğrencilerimize sunacak şekilde yeniden yapılanmasını sağlamaktır. Bu durumun emsali de vardır: 2004 yılında çıkartılan bir KHK ile felsefe ve sosyoloji mezunu arkadaşlarımız rehberlik alanında istihdam edilmek üzere okullara atanmışlardır. Bu atanmanın ardından mesleki yeterliliğe sahip olabilmeleri için bir hizmet içi eğitime alınmışlardır. Bizler zaten bu hizmet içi eğitim programına tabii tutulduk. O halde; okullarımızda bu kadar rehber öğretmen açığı mevcutken ve bu işle ilgili donanımımız varken neden atanamıyoruz?

    Sonuç olarak tüm felsefe mezunlarının ortak fikirleri olduğunu düşündüğüm ve yukarıda dile getirdiğim düşüncelerin bir sonraki atama döneminde dikkate alınmasını ve rehber öğretmen olarak istihdam edilebilmemiz için gerekli çalışmaların yapılmasını istiyorum.

    Gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim.

    Tarih : ad soyad

    Adres: imza

    BAŞBAKANLIK HALKLA İLİŞKİLER DAİRE BAŞKANLIĞI

    MERKEZ BİNA B/19

    06640 KIZILAY ANKARA”

    Evet arkadaşlar. Görebiliyor musunuz olanları?Yazıda mantıklı tek bir açıklama var mı sizce? Yeterince PDR Mezunu yokmuş. Var olanların hepsi atanıyor mu sanki? Varsayalım atanıyor ve boşluk var. Bunlar felsefe mezunları ile mi doldurulmalı? Gelelim ayrı bir noktaya. Deniyorki RAM lar psikolojik danışma yapıyor? Alla alla hangi tarihte kaldı acaba bu yazıyı yazan arkadaş? Diyelimki RAM lar psikolojik danışma da yapsın. İyi ama bunun okullarda faydası ne? Psikolojik danışmaya ihtiyaç duyan bir öğreniciyi felsefe mezunu mu anlayacak? Yönlendirmesini o mu gerçekleştirecek? Varsayalaım ki yaptı, öğrenci RAM’a mı gönderilecek. Bulunduğu yerden başka bir alana giden birey “Acaba bende kötü birşeyler mi var? Başka yere yolluyolar? demiyecek mi?

    Emin olun ki çok daha fazla yazmak isterdim ama şu yukarıda sorduğum sorular bile böyle bir şeyin ne kadar saçma olduğunu anlatmaya yettiğini düşünüyorum. Buradan diyorum ki: “Herkes kendi alanında kendini geliştirerek ekemk kazanmaya çalışsın. Olayları, durumları bir fırsat gibi tanımlayıp ekmek kazanmak isteyenler hazıra konmak isteyen, amacı sadece para kazanmak olan kişilerdir. Siz kendinizi geliştiremiyorsunuz diye başlakarının çalışma alanlarını saldırmanız mı gerekiyor? Lafa bakın! “FELSEFECİLER!!!! REHBER ÖĞRETMENLİK İÇİN SON ŞANSIMIZ”  Bu zihniyette olan kişiler yüzünden ülkemiz bu halde ne yazık ki..

    Gelelim işin aslına… Peki bu tür olaylarda suç kimde yada kimlerde? Devlet, felsefe mezunları, sosyoloji mezunları? Elbetteki öncelikle devlette ve diğerlerinde . Peki bizim hiç suçumuz yok mu? Tüm bu olaylar olurken bizler neredeyiz? Psikolojik danışmanlar nerede? Çuvaldızı kendimize batıralım biraz. Ne kadar savunabiliyoruz alanımızı? Kendimizi ne kadar geliştiriyoruz acaba, bunu hiç düşündük mü?

  • 25. Kare Nedir? Bilinç Altına Gizli Mesaj Yerleştirme
    By Ramazan Yılmaz on Mart 7th, 2010 | No Comments Comments

    25. Kare; Bilinç Altına Gizli Mesaj Yerleştirme

    Gözümüzün saniyede 24 kare algılayabiliyor..
    25. kare ise beynimize yazılıyor. İşte bu sistemin adıda 25. Kare
    Örneğin Siz tvde bir çizgi film izlerken adamlar 25. Kareye “Coca Cola İç” yazısı koyuyorlar ve canınız cola çekmeye başlıyor ..

    Şaka gibi görünsede Rusyada yapılan araştırmalarda bu yöntem uygulandığında
    Cola satışlarının arttığı gözlenmiş..

    ‘Başka Kanal İzleme, Başka Kanal İzleme, Başka Kanal İzleme’…

    Televizyon yayını kullanılarak insanın bilinçaltına belirli bir sloganı yerleştirmeyi amaçlayan “25′inci kare (25th shot)” tekniğinin Rus TV’leri tarafından yaygın olarak kullanıldığı ve hükümetin buna karşı mücadele başlattığı bildirildi.

    Rusya Basın Bakanı Yardımcısı Valeri Sirojenko’nun açıklamasına göre, “25′inci kare”yi saptamak üzere özel bir detektör geliştirildi ve bu cihaz ile yıl sonuna kadar tüm TV kanallarının sürekli kontrolü sağlanmış olacak.

    İtar-Tass’ın haberine göre, resmi olmayan bilgiler, Rusya TV programlarının 5′te 1′inin, “25′inci kare”yi içerdiğini ortaya koyuyor. İnsan gözünün, TV izlerken saniyede 24 kareyi algılayabildiği, 25′inci karenin ise göz tarafından fark edilmese bile doğrudan beyne etki ettiği belirtiliyor. Uzmanlara göre bu etki, beyni “yüksek derecede ikna edici” olabileceği gibi,
    tahrip edici de olabiliyor. Rusya Basın Bakanlığı, bu etkiyi yayınlarında kullandığı tespit edilen TV kanallarının lisanslarının iptaline dahi gidilebileceği uyarısı yaptı.

    Bakanlık kaynaklarına göre, TV’lerde yayımlanan her üç filmden birinde, 25′inci kare şeklinde, promosyon amaçlı bir slogan veya reklam yer alabiliyor. Bu slogan veya reklamlar, “başka kanal izleme” şeklindeki anonslardan, siyasi amaçları hedefleyen sloganlara kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor.

    Rusya’nın geliştirdiği detektörün, dünyadaki benzerlerinin dördüncüsü olduğu kaydedildi.

  • Yaratıcı Drama
    By Ramazan Yılmaz on Şubat 25th, 2010 | No Comments Comments

    Merhaba Arkadaşlar,

    Bugün sizlere üniversitede dersini almaya başladığım “Yaratıcı Drama” ‘dan bahsetmek istiyorum. Öncelikle şunu söylemeliyim ki bugün bu dersi ilk defa almama rağmen bu dersi seçtiğim için çok mutlu oldum. Diğer derslere nazaran çok eğlenceli ve zevkli geçti. Zaten dersin amacı da aslında bu. Eğlenirken düşünmek ve birşeyler yaratmak…

    Derste yapmış olduğumuz etkinliklerden sizlere ilerki günlerde bahsedeceğim. :)

  • Psikolojik Danışma Hakkında Yanlış Bilinenler – Psikolojik Danışmaya Karşı Önyargı
    By admin on Şubat 1st, 2010 | No Comments Comments

    Geleceğin psikolojik danışmanı olarak “psikolojik danışma” hakkında yazı yazmadığım için kendimi kötü hissettim. Sizlerle sürekli yazılarımı paylaşıyorum ama bunlar genelleikle siyasi gündem konularını içeriyor. Bu durumdan kendim de rahatsız oldum ve “psikolojik danışma” hakkında bir yazı yazmak istedim. Oturdum koltuğuma acaba ne yazabilirim diye düşündüm. Birden aklıma Bursa’da otobüs yolculuğu esnasında yaşlı bir amca ile yaşadığım olay aklıma geldi ve ben de bunun üzerine “psikolojik danışmaya karşı önyargı” konulu bir yazı yazmak istedim.

    Günlük hayatta yediden yetmişe herkes muhakkak psikolojiden bahseder. Psikolojim bozuldu, psikolojik hasta vb. ifadelere sıksık rastlarız. Bir çok konuda olduğu gibi bu konuda da toplum olarak eksik olduğumuzu düşünüyorum. Bu psikoloji nasıl birşey de bozuluyor? Neye Benziyor? Psikoloji bozulması diye birşey var mı?Durumu daha iyi açıklamak amacı ile öncelikle psikolojinin ne olduğunu bilmemiz gerektiğini düşünüyorum. Halk dilinde ruhsal durum, ruh bilimi, ruhiyat gibi ifadeler kullanılmaktadır. Acaba psikoloji “ruhlar alemi” ni incelemektedir? Tabiki hayır. Peki öyleyse bu psikoloji ne?

    Psikoloji bilimsel anlamda üç öğeden oluşur.Bunlar:
    Bilim, davranış ve zihinsel süreçlerdir. Bilim artık toplumumuzun birçok kesimi tarafından biliniyor ve bu yüzden açıklama gereksinimi duymuyorum. Gelelim davranışa…Peki ya davranış nedir?Acaba yürüme, konuşma, yüz ifadelerimiz birer davranış mıdır? Elbette ki davranıştır. Davranışı; bir kişinin diğer insanlar tarafından doğrudan doğruya gözlemlenebilen eylemleri olarak tanımlayabiliriz.

    Psikolojinin öğelerinden birinin de zihinsel süreçler olduğunu söylemiştim.Zihinsel işleyişler davranıştan farklı olarak başkaları tarafından  doğrudan doğruya gözlemlenemeyecek kişiye özel düşünce, duygu, hırs ve güdüler olarak tanımlayabiliriz.Zihinsel işleyişler kişiye özel ve diğerlerince gözlemlenemez olduklarından, psikolojik danışmalar bireylerin topluluk içindeki davranışlarını gözlemleyerek, onun zihinsel işleyişleri hakkında yorumlarda bulunabilirler.
    Psikolojiyi oluşturan öğeleri açıkladıktan sonra kısaca psikolojinin de tanımını yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Psikoloji; insan ve hayvan davranışlarını ve bu davranışlarla ilintili psikolojik, sosyal ve biyolojik süreçleri inceleyen bir alan olarak tanımlanabilir. (daha fazla…)

  • Fettullah Gülen Hakkında Bugüne Kadar Ortaya Çıkan En İddialı Video
    By admin on Ocak 18th, 2010 | 1 Comment1 Yorum Comments

    Burada sizinle elimden geldiği kadar ile çeşitli konularda  paylaşımlar yapmaktayım. Bu konulardan biri de Nur Cemaati lideri Fetullah Gülen. Neden bu konu ile bu kadar ilgilendiğimi merak edenler için şunu söylemek istiyorum.Elbetteki benim de herkesin olduğu gibi bu konuda düşüncelerim var. Açıkcası şunu söyliyeym ki Fettullah Gülen cemaatine olumlu bakmıyorum.

    (daha fazla…)

  • Fettullah Gülen Şok Video
    By admin on Ocak 14th, 2010 | 2 Comments2 Yorum Comments

    Nur Cemaati Lideri Fettullah Gülen Hakkında Şok Bir Video Ortaya Çıktı. Eminim ki Bu Videoyu İzledikten Sonra Görüşleri Değişecek Çok İnsan Var…Yorumlarınızı Bekliyoruz…Video Biraz Geç Gelebilir…Bekleyiniz….:)